• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

hasan akçay

hasan akçay
hasanakcay42@hotmail.com
YAĞMUR DUASI-ERENLER TEPESİ-BABANIN ÇOCUK HAYALİ
21/12/2016



YAĞMUR DUASI

Aylardır bir damla dahi yağmur düşmemişti. Toprak iyice kurumuş, yer yer çatlamıştı. Ağaçların yaprakları, otlar sararıp solmuş, hayvanlar içecek bir yudum su arar olmuşlardı. Çeşmelerin suyu çok azalmış, kurumaya yüz tutmuştu. Tarladaki ekinler boy atmadan, başak çıkarmadan sararmaya başlamıştı. Bahçedeki kuyuların suları bitmiş tükenmiş, yemyeşil bostanlar susuzluktan yanmış kavrulmuştu. İnsanlar gökyüzünde bir parça bulut görebilmek için, gözlerini gökyüzüne dikmişlerdi. Günler geçiyor, yaprak kıpırdamıyor, serin bir hava bile esmiyordu. Sıcaklar günden güne artıyor, her taraf yanıp kavruluyordu. Köylüler çaresizlik içinde ne yapacaklarını bilmeden umutsuzluğa kapılmışlardı. Umutlar günden güne tükenmeye başladı. Köyün yaşlıları köşelerde elde tespih dua ediyorlar, Allah’tan bir damla yağmur istiyorlar, fakat bir damla yağmur yağmıyordu. Kuraklık biraz daha devam ederse ekin ot kavrulup gidecekti. Bir tek ümitleri kalmıştı yağmur duasına çıkmak. Köyün ileri gelenleri yağmur duasına çıkmaya karar verdiler. Hazırlıklar yapıldı, kurbanlar kesildi. Erenler Tepesine ateşler yakıldı, kazanlar kuruldu. Kurban edilen hayvanların etleri kazanlarda kaynamaya başladı. Cuma namazı sonrası köyün kızlı erkekli bütün çocukları, yaşlılar gençler cami önünde toplandılar. Köy imamı önde, yetişkin erkekler yanında, çocuklar, kadınlar, kızlar arkasında Erenler Tepesine doğru yürüdüler. İmamın yaptığı her duaya âmin âmin diyerek çocuklar yeri göğü inleterek Erenler Tepesine vardılar. Güneş bütün yakıcılığı ile her tarafı yakıp kavuruyordu. Gökyüzü masmaviydi. Kazanlarda kaynayan etin kokusu buram buram burunlara kadar geliyor,  kazanlardan gökyüzüne buharlar yükseliyordu. Diz çömüldü eller semaya doğru açıldı. Çocukların duasının kabul olacağını bilen imam efendi ve köyün yaşlıları çocukların arasına oturarak kıbleye doğru döndüler. Çatlayan dudaklara, ağlayan gözlere, dua eden ihtiyarlara baktılar. Eller iyice semaya kalktı. Herkes yönünü Kabe’ye doğru çevirdi. ‘’Allah’ın! Bize yağmur ver, kuruyan ekinleri otları sararan yaprakları canlandır’’ diye içtenlikle dua ettiler. Duaya herkes amin dedi. Çok geçmeden gökyüzünde parça parça bulutlar belirdi. Bulutlar bir birlerini kovalamaya başladılar. Yağmur bulutları Erenler Tepesinde toplandılar. Duaya katılanların yüzü gülmeye başladı. Sevinç, mutluluk, gözyaşları birbirine karıştı. Kazanlarda kaynayan etleri herkes büyük bir iştahla yemeye hazırlandılar. Yağmur incecikten yağmaya başladı. Çocuklar yağmur altında neşe içinde oyunlar oynadılar. Etraf zifiri bir karanlığa büründü. Çok geçmeden şimşek çaktı, gök gürledi.  Rüzgarın ağaçların dalları arasındaki uğultusu, zikzaklar çizerek dağlara düşen yıldırımlar, gök çatlamış gibi kulakları sağır eden gök gürültüsü insanın içini ürpertiyordu. .  Simsiyah bulutlar gökyüzünü kaplayıverdi. Herkes şiddetli yağan yağmurun ortasında kalıverdi. Her taraf sel suya karıştı. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Yağmur damlaları toprağı ıslattı. Oturacak yer kalmadı. Yağmur öyle şiddetlendi ki et kazanlarının üstü saçlarla kapatıldı. Kazanların altında yanan ateş söndü. Kimisi çocuklarını kucakladı. Kimisi çocuklarının elinden tutarak evlere doğru koşuşturma başladı. Her taraf serinledi, tabiat canlanıverdi. Kuşlar ağaç dalları arasında ötüşmeye başladılar. Toprak kokusu etrafı sardı. Toprak suya doymuştu. Köylünün yüzü güldü. Erenler Tepesinden mutlu bir şekilde huzur içinde ayrıldık.

HASAN AKÇAY 2018






ALİ ONBAŞI AYLI


Çok zor şartlarda yetişmiş, Çanakkale harbini görmüş, yokluklar işinde yaşamış, zaman zaman yiyecek sıkıntısı çekmiştir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında günleri sıkıntı ve yokluk içinde geçmiştir. Yeri gelmiş yiyecek ekmeğe muhtaç olmuş, bir ailenin evladı olan Ali Onbaşının ömrü sıkıntılar içinde geçmiştir. Ali Onbaşı babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Çanakkale'de şehit olan abisinin şehitlik haberi gelince anası ve yengesi ile kalakalmıştır. Gülsüm Kadın, oğlu Mustafa'nın ölüm haberini alınca sanki kolu kanadı kırılıverdi. Oğlu Ali'den başka kimsesi kalmamıştı. Gülsüm Kadın'la Ali ve yengesi toprak damlı evde kala kaldılar. Gülsüm Kadın, oğlu ve gelini tarlalarını ekip dikerek geçimlerini sağladılar. Abisinin şahadet haberi gelince, akrabası ve annesi Gülsüm Kadın, abisinin eşi Ümmü ile oğlu Ali'nin evlenmesini istemişler. Köyde şehit haberi gelen her askerin dul kalan eşini ya küçük kardeşi yada akrabadan biri ile evlendirmişlerdir. Köyde dul kalan gelinleri inileri ile evlendirmek adet olmuştu. Gün görmüş geçirmiş, hayat tecrübesi olan Gülsüm kadın evinin düzeninin bozulmaması için gelini ile oğlunun nikahlanmasını çok istiyordu. Ali Onbaşı yengesi ile evlenmeye mecbur kaldı. Bu teklifi hiç itiraz etmeden kabul etti. Abisinin hanımı Ümmü ile evlenmiş, kendinden yaşça büyük olan eşinden bir çocukları olmuş fakat çocuk yaşamamış bir yaşında vefat etmiştir. Eşinin yaşının ilerlediğinden mi bilinmez bir daha çocukları olmamıştır.


Çanakkale Savaşı bütün cephelerde devam ederken Gülsüm Kadın'ın oğlu Ali'yi askere aldılar. Gülsüm Kadın gelini Ümmü ile yaşamını sürdürmeye çalışıyorlardı. Gelin kaynana tarlalarını ekip dikemiyorlardı. Gelin kaynana yoksul bir yaşam sürmeye başladılar. Yoksulluktan kurtulmak için, karınlarını doyurabilmek için gelin kaynana başkalarının tarlasında çalışmaya başladılar. Her türlü sıkıntıya birlikte katlandılar. Kışlık yakacaklarını sırtlarında taşıdılar. Aynı odada yıllarca yaşadılar. Kaynana gelinine kol kanat gerdi. Korudu kolladı şefkat ve merhametle gelinini kucakladı. Ali Onbaşı, Çanakkale, Kurtuluş Savaşına katılmış, uzun yıllar yapmış olduğu askerliğin sonunda köyüne gazi olarak dönmüştür.


Ümmü Hanımın çocuğu olmuyordu. Allah Ali Onbaşı ile Ümmü Hanıma bir çocuk nasip etmedi. Çocukları olmadığı için aile yanıp tutuşuyordu. Ümmü Hanım her ilkbahar gelince koyunların, keçilerin yanında kuzusunu, oğlağını görür içi sızlıyordu. Hayvanları yavrularına meleyerek koşmasına ibretle bakar, kucağına alacağı yavrusunu hayal eder dururdu. Bir çocuğu olsaydı kız oğlan fark etmezdi. Evde bir işin ucundan tutardı. Çeşmeden su getirir, oğlak kuzu güder, ortalığı toplar, anasının babasının yardımcısı olurdu. Erkek olsaydı babası gibi kocaman elli, iri ayaklı, kalın bilekli olurdu. Kız olsaydı anasına benzer kaşı, gözü Kudret'ten sürmeli olurdu. On beş yaşına gelmeden her işi görürdü. Düğünlerde bayramlarda güreş tutar, silah kullanır babanın soyunu devam ettirirdi diye hayaller kurdu. Gülsüm Kadın o boylu poslu iri yapılı oğlunun çocuğunun oylayışına çok üzülüyor, Allah'a oğlumun soyunu devam ettirecek bir evlat ver diye dua ediyordu. Oğlumda suç yoktur, gelinim çocuk doğuramıyor, her halde kısırdır diye düşündü. Çok içten bir ah çekti. Gelinine ters ters baktı.'' Bu uğursuz oğluma bir evlat veremedi, oğlumun evlatsız bıraktı.'' Gelini de kınalı keklik gibiydi. O da çocuğunun olmadığına yanıp tutuşuyordu. Yiğidim Ali'ye bir çocuk veremedim diye gözyaşları döküyordu. Komşular Gülsüm Kadını görünce bu uğursuz yiğidine bir çocuk veremedi diye dedikodu yapıyorlardı. Ali Onbaşıya bırak bu kadını soyunu devam ettirecek birini bul diyen çok oldu. Ali Onbaşı sürme gözlü, kalem kaşlı eşinden hiç ayrılmak istemiyordu.


Ali Onbaşı'nın her şeyi önemseyen çelik gibi bakışları, orta boylu güçlü bir vücut yapısı varmış. Ali Onbaşı asker dönüşü çok çalışmış, çabalamış bir türlü yoksulluktan kurtulamamıştır. Geride bırakacağı bir evladı olmadığından mı bilinmez, hep açlık ve gelecek korkusu yaşamış.


Bir akşam vakti ocak başında oturup konuşan gelin kaynana, sözlü birbirlerine sataşmaya başlamışlar. Gelin kaynanasının gizlice ambardan un alıp ekmek yapıp ateşin közünde pişirip yediğini eşi Ali Onbaşıya anlatmış, kaynanasını şikayet etmiş. Ali Onbaşı eşi Ümmü'nün baskısından mı, yoksulluktan mı bilinmez, elindeki maşa ile ateşin külünü karıştıran Ali Onbaşı, bir an öfkesine yenik düşerek elindeki sıcak maşayı anasının eline bastırıvermiş. Ana yüreği evladının yaptığı bu istem dışı hareket karşısında incinmiş. Yapma yavrum diye sızlanmış. İstemeyerekte olsa can acısıyla dudaklarından'' Alim sende ateşlerde yanasın'' deyivermişti. Öfkesine yenik düşen oğul pişman olmuş ama iş işten geçmişti. Ananın eli yanmış ve kabarmıştı. Acı içinde kıvranmış, günlerce elini hiçbir şeye değdirememiş. Ana yüreği bir sefer incinmiş, kırılmış evladına gönülden küsmüş. Belli etmemeye çalışmış ama kemikleri intizar etmiş.''Canım Alim bunu bana yapmamalıydın'' Canının acısıyla ağzından çıkan''Alim sende ateşlerde yanasın'' sözünü söylediğine çok pişman olmuş. Tövbe etmiş, evlada yapılan beddua anadan yapılırsa ana sütü keser diye kendini teselli etmiş, gönlünü rahatlatmaya çalışmış. Tövbe etse de pişman olsa da Gülsüm Kadının bedduası kabul olmuş.


Ana kalbi bir incindiyse kolay kolay acısı dinmiyor. Ananın bedduası evladına geçmez derler, ana sütü keser derler. İncinen, kırılan ananın bedduasını ana sütü bile kesmiyor. Ana şefkatinin önemini anlayamamış Ali Onbaşı, bir anda vicdansızlaşmış. Anne şefkatindeki ilahi inceliği sezememiş. Anne sevgisinden ve şefkatinden mahrum kalmış.


Ali Onbaşı önce anasını kaybetmiş, eşi Ümmü Hanım ile zor günler geçirmiştir. Eşinin ölümünden sonra tek başına uzun yıllar yaşamıştır. Ali Onbaşı Aylı soyadını almış fakat yaşamı boyunca askerde verilen onbaşı rütbesi ile anılmıştır. Anasının bedduası kabul olmuş. Ali Onbaşı'nın sabah vakti evinde çıkan bir yangın sonunda yanarak can vermiştir.


Hasan Akçay Mart 2016

 



Paylaş | | Yorum Yaz
411 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ARAMIZDAN ERKEN AYRILDIN ERSİN ÖZÇELİK - 06/01/2016
ARAMIZDAN ERKEN AYRILDIN ERSİN ÖZÇELİK
ÖĞRETMENİN SEVGİSİ 2015 - 06/01/2016
ÖĞRETMENİN SEVGİSİ 2015
ARAMIZDA YOK ONLAR - 11/12/2012
KAYBETTİKLERİMİZ ARAMIZDAN AYRILANLAR
SAMİ TAŞ YUVANA BAYKUŞLAR KONSUN - 19/03/2012
SİİR SAMİ TAŞ Yuvana Baykuşlar Konsun
ÖMER LÜTFİ DURSUN Bir Övendere Bir Eğef Bir de Embel - 23/02/2012
BİR ÖVENDERE BİR EĞEF BİR DE EMBEL
CEZAYİR TÜRKÜSÜ - 23/01/2012
Cezayir bir ağıttır.
TAHİR ALICIGÜZEL- HAFIZ TAHİR EFENDİ - 23/12/2011
HAFIZ TAHİR EFENDİ
ŞAKİR UÇAR- DURAK KÖYÜ - 16/12/2011
DURAK KÖYÜ ŞAKİR UÇAR
TAHİR ALICIGÜZEL-TERAZİ - 02/12/2011
TERAZİ
 Devamı