• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Benim Sayfam

    

HAFIZ TAHİR ALICIGÜZEL EFENDİ

            Ben Tahir torunu olarak bu  derlemeyi, bütün köylülerimize ve gençlerimize, yaşantılarının birçok kısımlarında analiz ederek, örnek alacaklarına hatta ufuklarını degiştireceklerine inandığım için yazmayı kendime borç bildim.

            Tahir Efendi, köyümüzden Hacı Nebi Oğlu olup  altı kardeşlerdir. İkisi erkek (kardeşi  Hasan Hoca), dördü kızdır. Kendisi adaletten taviz vermeyen, temiz giyinmeye özen gösteren, düzgün konuşan, çok yardım sever, hassas vijdanlı, mücadeleci, çalışkan, disiplinli bir kişiliğe sahiptir. Köyümüzün eski muhtarlarındandır. Yaşamı fazla sürmemiştir. Kırkbeş yaşında uzun bağırsak rahatsızlığından dolayı genç yaşta hayata gözlerini yummuştur.

            Tahir Efendi köylülerimiz arasında birçok ilklere sahiptir.

            Babasının ekonomik durumunun iyi olması nedeniyle köyümüzden  ilk, kardeşi Hasan Hoca ile Konya’ ya öğretime gidenlerdendir. Öğretimi dört yıl sürmüştür. Arapçayı yazıp okumayı,
İslam Hukukunu, tarih, coğrafya, matamatik derslerini  almış olup 
bunun yanında  esas amacı hafızlıktır. Kararlı yapısı sayesinde amacına erişmiş olup  iyi bir hafız olmuş, diplomasını almıştır. Köyümüze dönerken, annesi Kurdular(Tepearası)’ lı olduğundan dolayı bütün bu köyün halkı Kuruboyalı mevkisinde büyük bir coşkuyla karşılama yapmışlardır. Köyümüzün ilk Hafızıdır.

            Askerliğini dokuz yıl  aralıksız, hiç bir maaş almadan vatana hizmet amacıyla yapmıştır. Bu özelliğiyle köyümüzde tektir. Tahir Efendi’ nin sergilemiş olduğu bu örnek şahsiyetliği ne yazıkki günümüzde pek
rastlanamayacak bir davranıştır.

            Dedem Hafız  Tahir Efendi köyümüz Gazilerindendir. Irak, İran ve Suriye Cephelerinde İngilizler, Fransızlar ve Yunanlılar’ la uzun yillar carpışmıştır .

            Köyümüzden, 1955 yıllarına kadar en yüksek askeri rütbeye sahip olmus ilk kişidir. Rütbesi İhtiyat Zabiti(Teğmen)dir.


            Askerlik görevi sırasında, ebediyete kadar unutulmayacak, çağdaş, ileri görüşlü önderimiz Kemal Atatürk’ ün Cumhuriyet’ e
geçis süresinde Hafız Tahir Efendi’ ye verdiği emir ile Afyon İli ve Bozkır
İlçesi (Nahiye) nde Nahiye Müdürlüğü görevlerinde bulunan ilk
köylülerimizdendir. Hafiz Tahir Efendi disiplinli, adaletli, aynı zamanda
vijdanlı ve adaletli bir yönetici olması nedeniyle görev yaptığı yerlerde
halkın taktirle andığı ender kişilerdendir.

            Hafız Tahir Efendi, dokuz yıllık askerlik görevi sonunda muazzaf askerliğe çağrılıp Ordu bünyesinde tekrar görev verilmek istenmiş olmasına rağmen hanımını ve çocuklarını düşünerek bu isteği
retdetmiştir. Bu kararının sonuçlarını ilerki yıllarda çektiği sıkıntılarla
anlamış olup ne kadar yanlış bir karar verdiğini benimsemiştir.

            Tahir Efendi köyümüzde askerlik dönüşü dört yüz küçükbaş hayvan sürüsü edinerek hayvancılığa adım atmıştır. Bu arada
köy muhtarlığı yaparak adaletini köy halkı üzerindede tecelli ettirmiştir.
Hatta hayvancılıkla ugrasan abisi Hasan Hoca’ yı da ayırt etmeksizin Allah’ ın adaleti vuku bulmuş ve bu olay iki kardeşin aralarının açılmasına sebep olmuştur. Ömrünün sonuna kadar hiç kimseyi kayırmadan adaletini sürdürmüştür.

            Hafız Tahir Efendi  hayatı boyunca köyümüzde ve çevre köylerde
yardım severl
iği ile unutulmayan bir şahıs olmuştur. İnsanlara her konuda maddi ve manevi destekte bulunmus hayırsever  bir insandır. Yeri gelipte borç verdiği insanların borçlarını ödeyememesi sonucunda
sıkıntıya düşmesine rağmen insanları sıkboğaz etmemiştir. Bu şahıslar yapılan bu iyiliğin karşısında çekingenliklerinden evlatlarına nasihatta bulunarak; Tahir Efendi’ nin ve evlatlarinın önünden gecmeyip saygı gösterin demişlerdir.

              Dedem Tahir Efendi bağırsak düğlenmesi sonucunda 1934 yılında 45 yaşında hayata gözlerini yummuş. Genç yaşta kaybı
hanımı ve çocukları başta olmak üzere tüm köylümüzü ve çevre sakinlerini derinden yaralamıştır.Tahir Efendi’ nin erken vefatı ailesini zor hayat şartlarıyla mücadele etmek zorunda bırakmıştır.

               Alıcıgüzel Ailesi olarak böyle bir ATA ya sahip olduğumuz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Bizlere hayatıyla örnek olmuş, yol göstermiş, zor şartlar altında başarıya ulaşmış Dedemiz Hafız Tahir
Efendi’ yi hayatımızın sonuna kadar unutmayacağız. Yüce Allah’ tan mekanı Cennet, Ruhu Şad olsun.
    

               Değerli köylülerim bu yazımın bizlerin bilgi ve yenilikler öğrenme kapasitemizi artıracağına ve gençlerin ufkunu genişletip değiştireceğine inanarak yazmış bulunmaktayım. Hatalarım olmuşsa
sizlerden özür dileyerek, bana bildirmenizi rica ederim. Bütün köylülerime sağlıklı başarılı, araştırıcı, mücadeleci, ufku yükseklerde bir hayat temenni ederim. Herkese sonsuz saygı ve hürmetlerimi bildiririm.

              Bu çalışmayı yıllarca süren bir araştırmanın sonucunda biriktirebildim .

               Bu derleme ben torunu  Sadettin oğlu Tahir ALICIGÜZEL
(10.01.1960-Durak)  tarafından, 02.10.2011 Tarihinde Fransa – Paris’ te yazılmıştır. 1960 Konya İli Beyşehir İlçesi Durak Köyü doğumluyum. 1979 da Seydişehir Endüstri Meslek Lisesi’ nden mezun oldum. Haziran 1980 de Fransa’ ya geldim. Fransız Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulu  Superior dereceli olarak bitirdim. Bir sene devam eden bu okul sonunda Haziran 1981 de Fransızca dilini okuyabilir, konuşabilir ve yazabilir sertifikasını aldım.
1982 yılında otomobil sektörüne girdim ve 2004 yılına kadar bu sektörde kaldim. 1 Temmuz 2008 Tarihinde 18 Ay süren
Fransız Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kurstan bütün otomatik çalışan üretim makinaları bakım ve tamiri Tekniker diploması aldım. Aralık 2008 de Fransız Devlet Demir Yolları sınavını kazanarak devlet memurluğuna başladım. Avrupanın en hızlı trenlerinde teknik eleman olarak çalışmaktayım.

                  Benim bu yazımın zenginleşmesinde yardımcı olan şahıslar ve kaynaklar :

      1 - Hacı Mehmet Dursun Dayı

      2 - Hüseyin  Aktaş Amcam

      3 – Hacı Ali Akçay Dedem

      4 - Eyup Alıcıgüzel Amcam 

      5- Sadettin Alıcıgüzel Babam

      6 - Abdullah  Dursun Dayı

      7 - Lütfi Dursun  Dayının Kitabı

      8 - Vehbi  Durmuş Dayının Kitabı

      9 - Ayşe Alıcıgüzel Annem

   10 - Hasan Alıcıgüzel  Amcam

   11 - Kemal Alıcıgüzel Amcam

 

Derleyen ve yazan Tahir ALICIGÜZEL.


Türkce dil kuralarina düzenleyen Ferhat ALICIGÜZEL.



 



 



 



 



 



 



 



 



 

 

GÜÇÇÜK DİLİNİZ VAR YA

Dil, bir devletin varoluşundaki temel ögelerdendir. Dil, şereftir, onurdur, haysiyettir. Ve bu milletölsede taviz vermez şerefinden, haysiyetinden.

Son günlerde gündemi işgal eden ve endişe ile takip edip huzursuz olduğum bu konuya ( iki dil)duyarsız kalmak istemedim.İki dilli yaşam.

Pkk`nın siyasi uzantısı olan bir partinin gündeme taşıdığı bu mevzu Tükiye Cumhuriyeti`ni  parcalama projelerinden biridir. Kanunlarla sabitleştirilmiş  "Devletin resmi dili Türkçe`dir"  maddesine saldırıdır.

Savunanlar her nekadar Kürt açılımı desede, ben buna Pkk açılımı (maksadım genellemek değil)diyorum. Evet, bu açılım hikayesinden sonra her nedense Pkk`nın ve siyasi uzantısının talep veistekleri her geçen gün artmaktadır.

Biriside oradan kalkıyor ve bağırıyor "iki dillilik zenginliktir." Televizyondan içeriye girip gırtlaklayasım geldi adamı. Ulan kendini bilmeyen herif dedim içimden. Burada insanın değil,devletin iki dilliliğidir mevzubahis olan. Ve bir devletin tek resmi dili olur. Senin aklınca zenginlikse iki dillilik, milyarderliktir beş dillilik. İşte ozaman Orta Anadolu`da Ankara ve çevresinde bir küçük toprak parçasına dersin Türkiye Cumhuriyeti.Bu devlet sahipsiz değildir. Elbet vardır sevdalıları. Kimse, memleket sevdalısı bu insanlarınsabırlarını zorlamasın sabır intihanında. Deyip duruyorsunuz ya ikide bir "iki dilli yaşam."

Güççük (küçük) diliniz varya ikinci olarak.

Basarsanız Türk`ün damarına, yutturur vallahi güççük dilinizi sabır imtihanında...

İsmail Fatih AKÇAY

21 Aralık 2010

 

 İNSAN OLMAK YETERLİ

Daha 29 yaşında, 10 gün önce nikah kıydığı  eşi ile birlikte, eşinin abisi tarafından öldürülüyor

Zekeriya Vural: Gerekçe ise taze evli çiftin farklı dinlere mesup olmaları. Buna da bir isim

koyuyorlar "töre cinayeti" diyorlar adına.

 

Anlayamıyoru(z)m.

Ne töresi kardesim düpe düz cehalettir bu. 2023 e sayılı zaman kala İstanbul`un orta yerinde

yaşanan bir "cehalet".

Çok uzağa bakmaya gerek yok. Yakın geçmişte aynı İstanbul`un orta yerinde kınamadık mı

daha önce cehaleti. Hepimiz olmamışmıydık Ermeni?(...)

 

Hala hafızalarımızda değilmidir Hrant Dink`in ucu delinmiş ayakkabıları? Ama çıkmayacaktır

aklımızdan da Zekeriya Vural`ın tabutuna örtülmek istenen damatlığı.

 

Bir Allah`ın kulu da çıkıp demedi "hepimiz Müslümanız, hepimiz Zekeriyayız" diye. Başka

hüvviyetlere girerek tepki göstermek gereksiz demiştim herkes "hepimiz Ermeniyiz" diye

bağırırlarken. Bizim kimliğimiz Türk Kimliği. Kimlik takıntımız yokki değiştirelim. İnsan olmak

yeterli diyebilmiştim.

 

Meğer bu olayda da sorun dinlerde değil insan(olamayan)lardaymış. Tarihten bir hatırlatma daha

yapmak gerekirse;

" Osmanlı Devletinde, devletin bütün imkan ve fırsatlarından en büyük ölçüde yararlanan

 (askerlikten muaflık, vergide indirim, dini özgürlük...) millet bu Ermeniler değil midir"?

Allah rahmet eylesin.

 

                                         İsmail Fatih Akçay                   15.12.2010  

****************************************************** 

AH O GEÇMiŞ BAYRAMLAR

Her geçen sene arıyoruz galiba geçmiş bayramlarımızı. Yine dört gün, yine doksanaltı saat toplamda.

Sürelerinde, saatlerinde olmasada bir değişiklik özlemle hatırlıyoruz hep.

 

Aklıma geliyor çocukluğumun bayram günleri. Arefe gününden hazırlardık errek berrek ( çocukların

kapı kapı dolaşıp şeker, çikolata, bisküvi toplayarak yaptıkları etkinlik) tokmaklarını. Bayram sabahı günün

ilk saatlerinde kalkar, var ise yeni yoksa tertemiz bayramlıklarımızı giyer dolaşırdık kapı kapı. Ta ki namaz

bitimine kadar. Rametli Dedemin evinde toplanırdık hepimiz. Önce bayramlaşır kucaklaşırdık. Evin

yetişkin erkekleri köy odalarına kahvaltıya giderlerdi. Biz çocuklar ise büyüklerimizden gelen harçlıklarla

çifte bayram yapmanın tadını çıkartırdık. Sonra bir köşeye cekilip ( bizimkisi genelde Rahmetli Dedemin

kağnısı olurdu) topladığımız şekerleri, çikolataları yerdik.Öğleye doğru sarardı et kokuları dört bir tarafı.

Hala burnuma geliyor o güzel günün güzel kokuları. Birinci gün genellikle herkes kurban kesimi ve

dağıtımı ile uğraşırlardı. Bayram ziyaretlerinin büyük bir kismi ikinci günü ve diğer bayram günlerinde

yapılırdı...

 

Bugüne baktığımda ise bir parçanın eksik olduğunu gözlemliyorum. Bakıyorum bütün tam olarak karşımda

parçaları tastamam bir eksiği yok.

Ve anlıyorum ki benim eksik zannettiğim parça soyut bir kavram imiş. Adıda hasretmiş, özlemmiş.

Geçmişe özlem...

 

Geçmiş bayram diyorum;

çünkü bayramın eskisi olmaz. Bayram hep bayramdır. Eskiyen biziz...

 

Bayramınız kutlu olsun.

 

 

İsmail Fatih Akçay

16.11.2

 

  

İTHAL ETE GÜVENEBiLiR MiYiZ?

Son günlerde kamuoyunu mesgul eden bu olayda neyi nasil istedigimizi bilmek sonuca yaklastiri bizi.

* Eger kesimde islami kesim uygunlugu ariyorsak, bu isin takibi oldukca zordur ki birakin disaridan

gelecek etleri ülkemizdeki büyük marketlerdeki et reyonlarini görmek lazim.

* Eger ithal etlerin kesimindede temizlik ariyorsak, ülkemizdeki yapilan kesimlerin ortamina bakmak lazim.

* Eger kesimin dogrulugu (yenilmesi helal olan) ise aradigimiz, bizde daha mi farkli.

 Hepimiz tv programlarinda, gazetelerde seyredip okuyoruz.

Yukarida saydigim üc maddedeki sartlar olustugu zaman, ithal etleri güvenle yiyebiliriz.

 Zira süphe ile bakilan bir ürünün kurufasulye icinde yeri yoktur.Fakat bir baska durum ise gecimini hayvancilikla saglayanlarin durumudur ki, ben zannetmiyorum ülkemizdeki hayvanciligin bittigini.

 Sadece burada büyük bir rant var.

Ortada böylesine büyük bir rant varken Avrupa`daki gibi 3 Euro`ya soframizda et görmemiz imkansizdir.

Tavsiyem: Herkes bildigi, güvendigi kasaptan alsinlar etlerini.

   İsmail Fati ALMANYA                                                                          28.10.2010

*********************************************

  KIZIN DÜŞTÜĞÜ TAŞ 

 

  

      Köyümüzün dağlarında bulunan yaylalara her yıl yaz mevsiminde yörükler gelir, hayvanlarını otlatırlar. Bu yaylalardan Yazılı Yaylası, Gevenli Yaylası, Rize Beli Yaylası, Akçalar Beli Yaylası, Kızılcalar Yaylası yörükler için önemli yaylalardır.   Durak Köyünden Seydişehir'e giden yol üzerinde yol boyunca uzanan Gevenli Yaylası, serin havası, yaz mevsiminde eksik olmayan taze otlarıyla ünlü bir yayladır. Bu yaylaya yaz aylarında yörükler gelir, çadırını kurar hayvanlarını otlatırlarmış. Bu yörük obasında güzeller güzeli bir yörük kızı yaşarmış. Yörük Mayası o kadar güzelmiş ki; Onu gören bir daha bakmak ister, gözünü yörük kızından ayıramazmış. Bazan yörük mayası giyinir kuşanır, süslenir oba içinde gezinir, onu gören delikanlıların gözü kamaşır, kızın arkasından bakakalırlarmış. Yörük kızının bu güzelliği çevredeki yörük obaları arasında konuşulur dururmuş.   Diğer obadaki gençler yörük kızını görmek için bu obaya gelirler misafir olurlar, yörük mayasını görmeden gitmezlermiş.Yörük Mayasını görenlerin dili tutulur, ağzı açık kalırmış.Yörük kızı büyür serpilir, evlilik çağına gelir. Obasından bir delikanlı ile sözlenir. Fakat kızın gönlü başka obadan bir delikanlıdadır. Yörük kızı gönlünü bir delikanlıya kaptırmıştır. Zorla, isemeyerek sözlendiği delikanlıyı hiç gözü görmez. Sevda türkülerini hep sevdiğinin üzerine söylermiş.    Yörüklerde bir töre vardır. Verilen söz mutlaka yerine getirilir. Kızın başka birini sevmesi, sözlüsünden vazgeçmesi aşiret töresine aykırıdır. Yörük kızının bu davranışı obada hoş karşılanmaz. Obada gün geçtikce dedikodular yayılır. Obanın ileri gelenleri, delikanlıları bu olayı hoş karşılamazlar. Gurur meselesi yaparlar. Obanın delikanlıları tedirgin olurlar.'' Sözlendiyse, sözlüsünden başkasını sevemez, yat yabandan başkası gelip bizlerin rızasını almadan obamızdan kız alamazlar. Kızın nişanlısına tut sözlünün elinden sürü götür o senin helalındır. ''   Güneşin doğması ile birlikte, bezaz tenli sarı saçlı, mavi gözlü, yörük kızı çadırın yanında zayıf ,cılız keçiler, oğlaklar ve koyun, kuzulara ayrılmış çevrikten acı acı gelen sesleri duyup, güzeller güzeli sarı saçlı mavi gözlü yörük mayası bu hayvanların çok aç olduğu düşüncesi ile beline ipini eline tahrasını alarak, ormandan ladin katran dalı kesmek için Rize Beli tarafına yürür. Ananın gözü hep güzeller güzeli kızındadır. ''Yavrum sarı mayam nereye gidiyorsun?'' Kız anasına dönerek, tatlı bir tebessümle;'' Ah anacığım şu meleşenlere dal kesmeye gidiyorum'' Anası selvi boylu, güzel kızına,'' Yavrum dikkatli ol! Çabuk git gel. Benim gözümü yollarda koyma.'' Genç kız salına salına öyle bir yürümüş, onu görenler gözünü ondan ayıramamışlar. Kızın arkasından bakakalmışlar.Ürkek bir ceylan gibi, ormanın içine girmiş. Uzaklardan gelen çoban sesleri, çan sesleri, hayvanların sesleri ormanda yankılanıyor. hafif esen rüzgarla birlikte çiçek kokuları, kekik kokusu, cıvıl cıvıl ötüşen kuş sesleri insanda bir ferahlık oluşturuyor.

  

Bu kızı takip eden delikanlı, gizlice sözlüsünün yanına yaklaşıyor. Delikanlı sözlüme bir leke sürersem benden başkası almaz düşüncesi ile kıza laf atıyor. Yörük kızı sözlüsünün niyetinin kötü olduğunu anlıyor,'' Bana yaklaşma, bana dokunma eğer bana yaklaşmaya kalkarsan canıma şuracıkta kıyarım.'' Delikanlı bu sözleri duyunca irkiliyor, kıza bir zarar gelmesini istemiyor. Nasıl olsa önünde sonunda benim olacak diye oradan uzaklaşıyor.   Gün geçtikce obaya gelen giden çoğalıyor. Çevredeki obanın gençleri sürülerini Gevenli Yaylasına doğru sürüp otlatmaya başlamışlar. Obanın delikanlıları bu durumdan çok rahatsız oluyorlar. Kızın abisinin önünü kesip,'' Sen kardeşine sahip olmayacaksan musade et biz gerekeni yapalım, sen abilik görevini yapamıyorsun. Sözünü kimseye dinletemiyorsun. Seni delikanlı yerine koyan yok.'' gibi kışkırtıcı, onur kırıcı sözlerle, obanın törelerine uygun davranmaya,abilik görevini yapmaya, kız kardeşine gereken dersi vermeye davet ediyorlar. Bu baskılar karşısında kız kardeşinin oğlak kuzu otlatmaya gittiği bir gün  kız kardeşini takip etmek için peşine düşüyor.

 

  Çevreye hakim çam ağaçlarının arasında gök yüzüne bütün heybeti ile başını uzatan kayanın başına çıkıyor ve kardeşini gözetlemeye başlıyor.            Sabbah hava aydınlanmaya başlayınca, ağıldaki oğlakları, kuzuları Rize Beli tarafa otlatmaya götüren kızına anası birdaha hiç görmeyecekmiş gibi yüzüne bakıyor. Kızının salına salına yürüyüşünü hayranlıkla seyrediyor. Abi ağaçların arasında gök yüzünü deler gibi yükselen minare görümündeki kayanın başında beklemeye devam ediyor. Söylenen sözler dedikodular kulaklarında çınlıyor. Zihni allak bullak olmuştur. Obanın töresi var. Bana düşen görevi yerine getirmeliyim, nasıl bir delikanlı olduğumu obadakinler öğrensin düşüncesi ile yapacaklarını kararlaştırıyor. Yörük Mayası oğlak sürüsünün önünden haylaya haylaya, ay ay sesleri ile kayanın yanına geliyor. Susamıştır, yakınlarda bulunan miyardan su içip, yalaklarda biriken suyu oğlaklara içirip obaya ulaşmak oğlakları emiştirmek için acele acele hareket ediyor. Bir çıtırtı sesi kulağına geliyor. Bu sesten ürperen, korkan yörük kızı ürkek bir tavşan gibi sağına soluna bakınıyor. Taşın başında bekleyeni görür görmez kızın eli ayağı silkilivermiş, titremeye başlamış, felaket bulutlarının başında dolaşmaya başladığını anlamış ve ormanın içine doğru kaçmış.          Taşın başında bekleyen abi, kardeşinin kaştığını görünce peşine düşerek kovalamış. Kız ağaçların arasından bütün heybeti ile cevreye hakim görünümlü taşın arkasına saklanmış. Abi ile kardeş karşı karşıya gelmişler.''Abi yaklaşma sözlüme yar olmaktansa kendimi öldürürüm daha iyi, abi beni ona yar etme, törelerimizin kurbanı etme.'' diye yalvarır yakarır. Yörük Mayasının bu yakarışları katılaşmış abinin yüreğini yumuşatmaz. Abinin gözünü kan bürümüştür, kafasına koyduğunu yapmaya kararlıdır. Kız kardeşinin üzerine yürüyen abi '' Bizim namusumuzu şerefimizi beş paralık ettin. Gururumuzu ayaklar altına aldın, toplum içine çıkamaz olduk.'' Yörük kızı ''Abi Ona yar olacağıma kendimi şu kayadan aşağıya atarım daha iyi olur.'' Bir keklik gibi taştan taşa sıçrayan kız kardeşini gören delikanlı tetiğe basıverir. Yörük kızı kayadan aşağıya yuvarlana yuvarlana iner, hemen oracıkta ruhunu teslim eder. Yanıbaşında çadır gülü adını verdikleri bir çiçek, ağzından gelen bir kaç damla kan sızıntısı ile dünyaya doymadan, sevdiğine kavuşmadan, onca hayallerini yerine getirmeden ruhunu teslim eder.Silah sesi ile ürken hayvanların başında bulunan çoban köpeği, silah sesini duyunca bir kaç kez havlamış. Yörük kızının sadık dostu olan köpek sürünün etrafında gezinmeye başlamış. Ara sıra yerde sessiz yatan kızın yanına geliyor, öldüğünü anlamışcasına gözlerinden yaşlar iniyor. Yaşlı çoban köpeği obaya doğru gitmekte olan sürünün etrafında havlıyor, sürüden ayrılanları topluyor, sağa sola koşuyor, havlayarak dağılmış oğlak sürüsünü toplayıp obaya doğru kovalıyor.        Teçrübeli çoban köpeğinin havlamasından ürken oğlaklar koşarcasına obanın yolunu tutmuşlar. Oğlak, kuzu sürüsü obaya gelmiş çobanla köpeği gelmemiş. Keçilerle oğlaklar obanın içinde birbirine karışmışlar. Çansesleri meleme sesleri Gevenli Yaylasını iniletmiş. Yaylanın sessiz huzurlu ortamı bozuluvermiş. Çobansız gelen oğlakların acı acı meleşmeleri bir felaketi, bir acıyı, bir kötü olayı bildirir gibiymiş.   

  

          Yörük kızının anasının içine bir ateş düşüvermiş. ''Eyvah ! Sarı Mayam sana birşeyler mi oldu. '' Ana bu ! kötü düşünceler aklını karıştırmaya başlamış. Kaçırdılar mı, Taştan mı düştü, yılan mı soktu aklına binbir türlü olay gelmiş. Dağdan gelen çobanları, obadaki yaşlı erkek ve kadınları, delikanlıları, genç kızları bir telaş almış. Ne yapacaklarını şaşırmış bir vaziyette aralanında fısıldaşmaya başlamışlar. Gözler bir ara sözlüsünü aramış, o da diğerleri ğibi üzgün.   Sevdiğine kaçmıştır söylentisi obada yayılıvermiş   Kızın anası obanın büyüklerine; ''Ağalar kızım kaçsaydı, Alabaş köpek sürü ile gelirdi. Kızım kaçtıysa Alabaşa ne oldu ? Yoo Komşular, ağalar beyler kızımın başında bir iş var.'' Ana feryatlar ederek kızını aramak için yollara düşmüş. Ananın sitem dolu sözlerinden sonra, obada bulunanlar silahını, sopasını alan kızı aramaya çıkmışlar. Kalabalık bir insan gurubu, kadınlı kızlı, erkekli Rize Belini doğru yürümüşler. Hem yürümüşler hem tahminde bulunmuşlar. Obanın yaşlıları köpek kızın yanındadır, köpeği bulursak kızı buluruz. Kızın sözlüsü ve abisi hiç bir şey belli etmeden arama ekibiyle birlikte yola düşmüşler.   Geçler, yaşlılar, gelinler, kızlar, bağrı yanık analar ormanın içine dağılmışlar. Obayı bir sessizlik, bir matem havası bürümüş. Obada bir kaç çocuk ile bir kaç yaşlı kalmış.              Yörük kızını arayan oba sakinleri, ağaçların arasında ağaçlarla yarışırcasına gökyüzüne yükselen taşın yanına varınca, yerde uzanmış yatan, başında sessizce matem tutmuş bekleyen Alabaş'ı görmüşler.     Kızı bulduk, kızı bulduk sesleri ormanda yayılmış. Oba sakinleri kızın etrafında toplanmışlar. Kızdan bir haber ruhu çoktan teslim etmiş . Ana kızını yerde uzanmış yatmış görünce, üzerine kapanmış, kendini parçalarcasına ağlamış, yırtınmış didinmiş, saçlarını yolmuş. Canından can kopmuş. Sarı Mayam sesi ormanda yankılanmış. Herkesin kulağında sarı mayam sesi kulakları çınlatmış. ananın bu feryadını duyan, güzeller güzeli yerde sessiz yatan kızı görenler ağlamış, feryat etmişler. Anayı sakinleştirmek çok zor olmuş. Bu acıya dayanamayan ana bayılmış kızının yanına düşmüş. Ananın sesi kesilmiş ama, orman içinde yankılanan Sarı Mayam sesi kulaklardan kaybolmamış.

 

  Oba sakinleri kızın ölüm nedeni hakkında tahminlerde bulunmuşlar. Kimisi taştan düşmüş, kimisi dövülerek öldürülmüş, kimisi vurulmuş tahmininde bulunmuşlar. Son sözü obanın büyükleri yörük beyi söylemiş. Silahla vurulduğunu bile bile, oba içinde huzursuzluk olmasın, kimse hapislerde ömrünü çürütmesin diye; ''Kızımız taştan düşerek ölmüştür. Hayvanları gözetlemek için taşın başına çıkmış dengesini kaybederek düşmüştür.'' Oba beyinin söylediği bu söz, ana hariç herkes tarafından kabüllenmiş. Yörük kızının cenazesi, öldüğü yerin karşısında bulunan çukura defnedilmiş.  
ardından şu mani söylenmiş
Devesi yedeğinde,
Kirmeni elinde
Ayşe geliyor Reze Belinde(Yörük kızı geliyor Reze Belinde
Vurma emmim oğlu, kıyma bana abi varacağım gayrı.

        Mezarının olduğu çukura Kızın Mezarı, düşerek öldüğü kabul edilen taşa, Kızın Düştüğü Taş adı verilmiştir.Kızın Mezarının olduğu yerde çadır gülü adı verilen çiçek kırmızı kırmızı açar, bu çiçek çadırlara, evlere asılır uzun zaman susuz olarak canlılığını korur. Hemen kuruyuvermez. Kızın mezarının olduğu yerde başka mezarların olduğu bilinmekle beraber zamanla bu mezarlar kaybolmuştur. Mezarlardan hiç bir belirti kalmamıştır                   Bizler bir çok kere bu taşın yakınından geçtiğimiz halde dikkat edip bu taşa bakmamışızdır. Taş, kendini ağaçların arkasına öyle bir saklamış ki, yetişen çam ağaçları da taşın etrafını sarıvermiş insanlardan gizlemişler.     

 

  

  

               ÖĞRETMEN HASAN AKCAY MAYIS 2010  

 

 -----------------------------------------

 

        BERABERLİK VE MİLLİ KÜLTÜR   
 Bir toplumun huzur içinde yaşaması için; beraberlik içinde yaşantılarını devam etirmeleri gerkir. Birlik ve beraberlik içinde yaşantının olması, o topluluğun ortak değerlerine sahip çıkması ile mümkündür. Toplumu birarada tutan ortak değerlerden biri de milli kültürdür. Halk milli kültüründen uzaklaşmadığı mütdetce, huzur içinde yaşamaya devam eder. Örf ve adetlerine sahip çıkan, milli kültürden uzaklaşmayan topluluklar öz benliğini yitirmezler. Örf ve adetlerine uygun yaşayan insanlar, toplum içinde saygınlık kazanırlar.    Milli kültürümüzü dini inançlarımızla birleştirirsek; huzurlu, mutlu bir topluluk haline geliriz. Milli değerlerine bağlı insanlar dışarıdan sokulmak istennen nifak tohmlarına inanmaz. Dedikoduları önemsemez.Bir toplumun birlik ve beraberlik içinde huzurlu bir yaşamının devam edebilmesi için, milli kültürüne ve dini inançlarına sahip çıkması ile mümkün olur.   Kötülüklerden, kötü duygu ve düşüncelerden uzak durmak için; güzel ahlakla ahlaklanmalıyız. Huzur içinde birlik beraberlik içinde yaşamak Allah'ın emirlerini yerine getirmekle mümkün olur. İnsandaki manevi korku, onu kötülüklerden, kötü düşüncelerden, kin ve ihtirastan, şeytana uymaktan uzaklaştırır.   Bizi biz yapan şeyler, geçmişten günümüze kadar gelen örf ve adetlerimiz, dini duygularımız, gelenek ve göreneklerimizdir.   Dağdaki çobanın ağzındaki türkü, beşiği başındaki annenin bebeğine söylediği mani, sokakta oynayan çocukların sayışmaları, düğünlerimizdeki oyunlarımız, kış günlerinde anlatılan masallarımız, kahve sohbetlerimiz, ağaç dallarında ötüşen kuş cıvıltıları, minarelerimizden yükselen ezan sesleri, birbirimizle selamlaşmalarımız, şarkılarımız, türkülerimiz, oyunlarımız bir topluluğun asıl kültürünü oluşturur.            
ÖĞRETMEN HASAN AKÇAY  
Haziran 2010  

     
EVDE İKİNCİ ÇOCUĞUN ÖNEMİ    

İkinci çocuk yapmada geç kalmayın. Evde tek çocuk birlikte oynayacağı, oyuncaklarını paylaşacağı ya da kavga edeceği, kendi yaşına yakın birini arar. Çocuk evde anne baba ile oyuncaklarını paylaşamaz. Çocuk anne baba ile kavga edemez, anne baba ile oyun oynasa, bu oyundan zevk almaz. Evdeki bir çocuk soyal sıkıntı içine düşer. Bir çocuk sosyal sıkıntılar yaşar. Çocuklar paylaşmayı, bölüşmeyi bir başkası ile birlikte olmayı evde öğrenir. Kardeşi olan coçuklar kavga ederek paylaşmayı öğrenirler. Kavga ederek sosyalleşirler. Çocuklar oyuncaklarını, eşyalarını paylaşmaktan mutluluk duyarlar. Birlikte kavga yapmanın, yanında bulunanın elindeki oyuncağı alıp kaçmanın, oynayacağı oyunu ve oyuncağı paylaşmanın mutluluğunu yaşarlar. Yardımlaşmanın önemini öğrenirler. Hırcınlaşmazlar, dikkat çekmek için yaramazlık yapmazlar.        
                     HASAN AKÇAY 01 MART 2010    

KÖŞE YAZILARI
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam113
Toplam Ziyaret584689